Film

Beste yapmak kadar kolaydır aşk ama kolay mıdır beste yapmak?

Söz Vermiştin 

 

15 Kasım’da vizyona girecek olan ve benim de misafir oyuncu olarak bir sahnesinde yer aldığım Söz Vermiştin adlı filmi dün izledim. 2017 yılının sonlarında çekilen filmin başrollerinde Emre Karayel ve Aslı Tandoğan var.

Filmin konusundan bahsedecek olursak tabii ki tam olarak bir bilgi veremem ama bu kadar benzerli bir konunun benzersiz bir yanı olmalıydı diye düşünüyorum. Filmin sonunda sanki bizi bir sürprize götürüyormuş gibi hisseden bence sadece filmi yapanlar.

Emre Karayel ve Mazlum Çimen ve Levent İnanır’ın olduğu sahneler bence kesinlikle izlenmeye değer. Emre Karayel’i izlerken net olarak şu farkı göreceğinizden eminim. Filmin belli sahnelerinde ortalama bir Emre Karayel, belli sahnelerinde oldukça iyi bir Emre Karayel var. Bunun sebebi de ne yazık ki Aslı Tandoğan. Kendisi kesinlikle güzel, tatlı bir kadın, hatta bizzat tanıyorum da ama ne yazık ki rol yapabilmek hatta yapmıyormuş gibi yapabilmek çok önemli bir yetenek. Filmin başında bize gösterilen soğuk, geçmişinde kırık bir aşk hikâyesi olan, kendini işe vermiş kadına ben de inanabilirdim ama hayatına aşk girdikten sonra ufacık bir değişime bile uğrayamadı. Zaten filmdeki en önemli sorun da bu zaten, Nesim ve Lilyan’ın aşkına inanmamam. Aralarında bir ilişki kurulamamış bana göre..

Hele bir sahne vardı ki, o sahne hiç değerlendirilememiş. Emre Karayel’in çabası bile yetmemiş. Babasının özlemiyle ağlayan erkeğe bu kadar duygusuz tepki verilemezdi. Sahnenin diyaloglarında hiçbir sorun yok. Emre Karayel gayet iyi fakat Aslı Tandoğan kucağına ağlayarak başını gömen sevgilisinin sanki üzerinden kedi tüyü topluyordu.

Filmde belki de en güzel sahne Emre Karayel’in evindeki teselli sahnesiydi. Hani derler ya, ayrılık acısı ölümden beterdir, diye.. İşte aynen bu anı neredeyse çok iyi yansıtan bir sahne olmuş. Resmen o sahnede bir cenaze evi havası yaratılmış. Biraz önce de yazdığım gibi filmde bana nefes aldıran sahneler hem çok sevdiğim Levent İnanır ve Mazlum Çimen’in sahneleri oldu. O kadar samimi ve doğallar ki.. Zaten kendilerini oynuyorlar.

Nur Sürer gibi bir ismi filmde oynatıp ondan hiç faydalanmamak da açıkçası bana doğru gelmedi. Evet, rolün büyüğü, küçüğü olmaz. Bir oyuncu için cümlelere bile ihtiyaç yoktur ama Nur Sürer’e böyle bir alan bırakılmamış.

Senaryo bunca yıl boyunca defalarca izlediğimiz, seyrettiğimiz, okuduğumuz hatta yaşadığımız bir hikâyeden çıkmış. Hiçbir sürpriz yok. Bence bir yönetmen ilk filminde bu konuyu seçmemeliydi çünkü dünyada başa çıkamayacağı onlarca örneği var. Bu konu öyle bir çekilirdi ve öyle bir bağlanırdı ki bize düşen sadece, “Vay be!” demek olurdu.

Kurgu anlamında da ciddi sıkıntılar var. Plânlar iyi çalışılmamış. Duygular bitmeden diğer sahneye geçiliyor. Kamera bazı sahnelerde belirgin bir şekilde titriyor. Hatta aklıma gelmişken yazayım kül tablasında gittikçe çoğalan sigaralar keşke gerçekten içilmiş olsaydı.

Kostümleri beğendim. Emre Karayel’in ayrılıktan sonra hiçbir şeyi değiştirmemesi ki buna kıyafetleri de dâhil, bence çok iyi bir seçim.

Film yazan ve yöneten Baran Seyhan. Gişede kendisine şans diliyorum.

Hande Yöremen